
Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat, 1872 yılında Şemseddin Sami tarafından kaleme alınmış olup Türk edebiyatının ilk yerli romanı olması bakımından büyük bir tarihi öneme sahiptir. Hikaye İstanbul şehrinin Aksaray, Beyazıt, Üsküdar semtlerinde geçmektedir.
Karakterlerin Aynasından
Talat: Aşk İçin “Ragibe Hanım” Olmayı Göze Alan O Temiz Kalp Talat benim için sadece bir roman karakteri değil; aşkın en muzip, en yaratıcı hali. Düşünsenize, sevdiği kadına bir adım daha yakın olabilmek için ferace giyip kadın kılığına girmeyi, “Ragibe Hanım” olup nakış derslerine gitmeyi bile göze alıyor. Bir yanda o kılık değiştirme sahnelerindeki çocuksu muzipliği, diğer yanda ise kalbinde taşıdığı o tertemiz, masum aşkı… “Aşk için her yol mübahtır” derken aslında ne kadar gözü kara olunabileceğini bize en tatlı haliyle gösteriyor. O feracenin içinde sakladığı heyecanı ve Fitnat’a bakarken parlayan gözleriyle, Talat benim bu hikayedeki favori maceracım!
Fitnat: Cumbanın Ardındaki Saf Hayal Dünyası Fitnat ise, gençliğini bir cumbanın arkasında kendi hayal dünyasında geçirmek durumunda kalmış, o çocuksu kalbinde saf aşkını yaşatmış güzeller güzeli bir kız. En tatlı ve hüzünlü yanı da ne biliyor musunuz? Dostum dediği kişinin aslında kalbindeki aşkı olduğunu bilmeyerek onun sohbetine tutunması… O kısıtlı dünyasında, bir pencere önünde yeşerttiği bu sevgi, Fitnat’ı hikayenin en narin ama en dirençli ruhu yapıyor.
Hikayenin Peşinden
Bu hikaye benim için Aksaray’ın o dar, telaşlı sokaklarında, bir cumbadan aşağı sarkan meraklı bakışlarla başladı. Fitnat’ın o küçücük dünyasına, Talat’ın kocaman ve “oyunbaz” aşkının sızışını izlemek sanki gizli bir sırra ortak olmak gibiydi.
Olaylar sadece bir tanışma değil, adeta bir “aşk operasyonu”! Talat’ın, sevdiğine ulaşabilmek için kadın kılığına girip “Ragibe Hanım” olması, o feracenin içinde ter dökerek Fitnat’tan nakış öğrenmeye gitmesi… Okurken hem gülümsedim hem de “Aşk gerçekten insanı ne hallere sokuyor!” dedim.
Ama hikaye bizi o neşeli sokaklardan alıp, kavuşmak bu kadar yakınken hüznün ortasına götürdüğünde o beklediğim Mutlu Son un gelmeyeceğini anladım.
Bu hikaye benim için sadece kavuşamayanların değil; bir pencere önünde yeşeren, kılık değiştirecek kadar göze alınan ve son nefese kadar taşınan o saf cesaretin peşinden gitmekti.
Ruhuma Kalanlar
Kitabın son sayfasını kapattığımda, kalbimde minik bir hüzün taşısam da yüzümde bir gülümseme bıraktığını hissettim. Acaba ben de bu zamana göre çocuk sayılan bu yaşlarda böyle saf bir aşka sahip olsaydım; Talat kadar cesaretli olup ya da Fitnat kadar aşkıma sadık kalabilir miydim, bilemiyorum…
Sanırım bu kitapta bana en çok dokunan ise, eski zamanlardaki o saf ve temiz aşkları kaybettiğimizin gerçekliğiyle yüzleşmek oldu. Artık her şeyin çok hızlı tüketildiği bir çağda, o sabırlı sevgiyi özlediğimi fark ettim. Talat ve Fitnat bende hüzünlü bir sonun değil, o tertemiz kalmış duyguların hatırasını bıraktı.
Altı Çizili Satırlar
Dünyada en büyük saadet, sevdiğiyle beraber olmaktır; fakat bu saadet her kula nasip olmazmış.
Değerlendirme ve Tavsiye
İstanbul sokaklarında gezinerek, iki gencin eğlenceli, yüzünüzü güldürecek saf aşk hikayesine şahitlik etmek isteyenlere bu kitabı okumalarını tavsiye ediyorum.
Gönlümde edindiği yere 5 üzerinden 4 veriyorum.
Talat ve Fitnat, ruhumda bıraktığınız bu hoş tebessüm için sizlere teşekkür ederim..