
Sabahattin Ali ‘ nin bu romanı, ilk olarak 18 Aralık 1940 ile 8 Şubat 1941 tarihleri arasında Hakikat gazetesinde 48 bölüm şeklinde okuyucuyla buluşmuştur. Kitap olarak basılması ise 1943 yılında gerçekleşmiştir.
Karakterlerin Aynasından
Raif Efendi: Koca dünyada yaşanan bir yanlış anlaşılmanın, insanlara olan tüm güvenini kaybetmesine sebep olduğu; koca yürekli ama mağrur bir adam… O sonsuz hayal dünyasındaki kahramanını, “anlamsız” sandığı hayat yolculuğunda bulan ve maalesef bir hiç uğruna kaybeden biri. Sessizliğinin altında, kalbinde koca bir çığlık taşıyan, tanıdık ama bir o kadar da eşsiz bir karakter.
Maria: Erkeklere olan inancını yitirdiği için sadece kendi dünyasına sığınmış bir kadın… O dik başlı ve gururlu duruşunun hemen yanında, aslında sevilmeye ve anlaşılmaya muhtaç bir kalp taşıyor. Hiç beklemediği bir anda kalbine konan aşkına, kavuşamayan, hüzünlü bir ruh.
Hikayenin Peşinden
Aslında her şey Raif’in Berlin’de bir sergi salonuna girmesiyle başlıyor. Ama öyle ‘büyük maceralar’ beklemeyin; hikâye çok daha sessiz, çok daha derinden ilerliyor. Bir adamın, bir tabloda gördüğü kadına bu kadar tutulması başta garip gelebilir ama sayfaları çevirdikçe o duygunun içine öyle bir çekiliyorsunuz ki, kendinizi Raif’le beraber Berlin sokaklarında o kürkün peşinden giderken buluyorsunuz.
Berlin’in o karlı havası, Raif’in Maria ile geçirdiği her saniye sanki bir rüya gibi… Ama sonra hayat devreye giriyor. Olaylar bizi Ankara’nın o bildiğimiz, gri ve sıkıcı memuriyet hayatına geri fırlattığında, insanın içini bir hüzün kaplıyor.
Benim için hikâyenin en can alıcı kısmı; her şey bitti sanırken, o siyah kaplı defterin sayfaları arasından dökülen sırlar oldu. Kitap ilerledikçe ‘yok artık, bu kadar da olmaz’ dediğim anlar oldu ama her seferinde o ‘tamamlanamamışlık’ hissi gelip boğazıma dizildi. Bir insanın hayatı boyunca bir anın, bir insanın gölgesinde nasıl yaşayabildiğini okumak gerçekten sarsıcıydı.
Ruhuma Kalanlar
Huyum değildir ama bu kitap bana her şeyden önce kimseye ön yargılı yaklaşmamam gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Kimsenin hayat hikayesini, o gizli yaşam yolculuğunu bilemeyiz; zaten bunu yapmak bizim haddimiz de değil.
Hayatta her şeyin biz insanlar için olduğunu gördüm bu sayfalarda. Güven kırıklıkları, yanlış anlaşılmalar, bazen her şeye olan inancını yitirmeler… Ama hayatın sana nerede, hangi köşebaşında yeni umutlar sunacağını asla bilemiyor insan. O yüzden, sırf yaşanmışlıklar ağır geliyor diye kendini ölmeden öldürmek yerine, hayata bir şans daha vermeli insan. Kendini ziyan etmemek için o şansa tutunmalı…
Ha bir de; görmeden, dokunmadan da sevebilirmiş insan, hem de bir ömür boyunca… Bu çok ağır ve bir o kadar da yüce bir şey. Bugünün dünyasında kaç insan bunu yapabilir, gerçekten bilemiyorum…
Altı Çizili Satırlar
Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor.
Tavsiye ve Değerlendirme
İçindeki “sessiz çığlıkları” duymak ve bir insanın sadece bir hatırayla nasıl ayakta kalabildiğine şahit olmak isteyen herkes bu kitabı bir kez olsun okumalı..
Gönlümde edindiği yere 5 üzerinden 5 veriyorum.
Raif ve Maria … Hayat yolculuğumda bıraktığınız izler için size minnettarım.